15 Aralık 2016 Perşembe

Seni Seviyorum


Seni Seviyorum

İçime çektiğim nefes soluk borumdan geçmiyor gibi. Bir türlü kokunu aldığımdaki o huzuru, o doymuşluk hissini bulamıyorum. Boğuluyorum gibi. Nefesimi hissetmiyorum ama yaşıyorum. Kalbim yarım kalmış olsa da, kam pompalamaya devam ediyor.

Yazdığım her kelime kalbimi kanatıyor. Yara kabuğunu deşip o kanla yazıyorum. Kalemimin tek gücü bana senden kalan bu yara çünkü. Dokunmasam belki zaman merhem sürer üstüne. Bu acı canımı yaksa da, senin bıraktığın boşluk bile değerliyken, senin yaranın acısından nasıl vazgeçebilirim? Belki de, mazoşistlik bu. Ama acı hayallerimi veriyor bana. Her hayalimi seninle doldurup bir anlık da olsa nefes almamı sağlıyor. Olmayacak günlerin hayalinde yaşamak doğru değil, biliyorum. Ama gerçekler o kadar boş ki. Senin olmadığın bir boşluk. Yine de, onları da ihmal etmiyorum merak etme. Dedim ya, boşluğun da değerli diye. Senin kokunu, senin silüetini taşıyorlar. Değil aylar, yıllar dahi geçse, adım attığın her yer, hep sen kokacak.

Yanındayken bile susan kelimelerim, kilometrelerin üstesinden gelebilir elbette. Sana ulaşırlar da, kalbine ulaşırlar mı, muamma. Bana sorarsan, sen benim içimde büyürsün en fazla. Bir "biz" beklemiyorum ben, aynı cümlede olsak da yeter. Hayallerimi susuz bırakma.

Belki de gizliden bir beraberlik umudu taşıyorum. Hayallerimde bile "biz"i düşünmekten korkarken bu ne kadar mümkün olabilir ki? Ama peşinden gelmeye bu kadar hevesli olmam ve kendimce bahaneler bulmam ne peki? İçten içe aynı mekanı paylaşırsak karşılaşma hayalini gerçekleştirme isteğim olabilir mi? Çoktan ayrı yollara girmişken,  yoluna davet edilme isteğim neden?

Belki yanından yürüyen ben olmam. Ama yeniden kesişmezse yollarımız ancak adımı anımsarsın. Ki o bile düşük bir ihtimal.

Ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olsam da bu ihtimale, gerçekleşmesinin imkansızdan da zor olduğunu biliyorum. Karşılaşsak bile aynı küçük diyalogları geri alabilecek miyim? Yoksa bir "Merhaba"dan bir "İyi günler." mesafesine mi taşınacak, hayalim? Her seferinde tekrar karşılaşmayı umarak mı ayrılacağım senden. Senede bir kez, soğuk bir konuşma mı olacak ilişkimiz? Ben küçük anılarımızla büyüttüm kalbimi, samimi ve içten olsak eskisi gibi, değil bir yıl, bir ömür beklerim. "Bazen küçük bir an için ömür bile verilir."

Benliğin ve hayalin dışında heyecanımı ve mutluluğumu hissettiren bir şey yok. Yaşayabilmemi sağlayan nefesimsin sanki. Şimdi sen öylece gittiğinde ben nefes alamıyorum ya, sen benim katilim mi oluyorsun yani? Ve beni kurtarabilecek tek iyi adam da sensin bu hikayede. Nefesini hissetmeden nefes alamaz halde koyma beni. Yalnızca gülümse bir arkadaşına gülümser gibi. Gözlerin ışıldasın, yeter. Gözlerim senin olmadığın yerlere bakmaktan usanmıyor. Neden biliyor musun? Belki görürüm diye. İşte benim hayatım, belkilere bağlı. Umudum da senin.

Yalnızca göz göze gelmek bile gülümsetirdi beni eskiden. Şimdiyse hayalini kurduğum her anda ya da ufak bir sohbeti anımsadığımda gülümseyebiliyorum. Durup dururken gülümserken, yokluğun geliyor aklıma. Yokluğun bile güzel. Ama seni özlememe engel değil.

Kimse bilmese de, hep seninleyim ben. -komik olan sen de bilmiyorsun.- Sokakta yürürken yanı başımda olmasan da aklımın her bir kıvrımındasın. Gülümsediğim her an dudağımın yukarı kıvrılma nedenisin. Bakışlarımın değdiği her köşeye gözlerimde seni taşıyorum ben. Kalbim pompaladığı kana seni karıştırmışken, seninle yaşamam çok da yadsınamaz.

Kalbimin, ruhumun her bir parçası seninle. Sen yalnız gitmedin. Benliğimi de yanında götürdün. Ve bana kalan damarlarımdaki kanın ihaneti oldu. Zihnimin labirentleri sen doldu. Ve ben artık ben olmaktan çok bir sana dönüşüyorum.

Gittiğinden beri değil kalbine, aklına bile gelmemişimdir, biliyorum. Canımı yakmıyor bu. Burda olmayışın yeterince yaktı kalbimi zaten. Külleri tekrar yakabilir misin? Ancak senin yüzün, senin sesin, senin hayalin canlandırır onu, anka kuşu misali. Senle dolu, seninle atan bir kalbim daha olur.

Gülümsemeni görsem, gözlerine bakıp sesini duysam tüm yaralarım kapanır. Yarandan gocunduğumdan değil, sevdiğim. Tek çarem sen olduğundan. Senden gelecek derdi seve seve çekerim.

Gel, sonra yine git. Gideceksen gelme demem sana. Tekrar yarala istersen. Ayrılık bıçağını altın tepside bizzat ben sunarım. Tazele ruhumu, seninle. Hiç olmazsa bir kez daha duyayım sesini, nefesini.

En büyük pişmanlığım, saçlarına hiç dokunamamak oldu. Ne zaman seni görsem sanki küçük bir erkek çocuğuymuşsun gibi, saçlarını karıştırma isteği kaplardı içimi. Bir kez olsun gerçekleştirebilmek isterdim. Belki de sana dokunma isteğim gerçek olup olmadığını kontrol etmektir, ha? Benim için o kadar gerçeksin ki aslında. Senin bana hissettirdiklerin o kadar gerçek ki... Bir ben'den daha çok o hisler gerçek sanki. Kendimi kaybettiğimden beri, benden geriye kalan o hisler zaten.

Bomboş bir bedeni dolduran, bomboş bir hayatı yaşanılır kılan sensin ve senin hissettirdiklerin. Duygularım öyle yoğun ki, boğazım düğümleniyor. İçim içime sığmıyor. Hem mutluluğum hem hüznümsün sen benim.

Orada mutlu olduğunu düşünmek çok garip bir his. Bu sensizlikle kavrulurken sen hiç anımsamıyosundur belki de. Çoktan yerim dolmuştur, tabii bir yerim varsa sende. Sitem etmiyorum mutluluğuna, yanlış anlama. En çok senin mutluluğun mutlu eder beni. Ama hüzün bile en çok sana yakışır be sevdiğim.

Aslına bakarsan mükemmel biri sayılmazsın hani. Ama bu benim fikrim değil. Bana sorarsan mükemmel sen sayılmaz. Senin adından başka seni tanımlayabilecek bir tek kelimem yok. Sana hissettiğim her duygunun karşılığı da sensin. Sen benim için öyle bir şeysin ki... İyim de sensin, kötüm de. Her şeyimsin...

Kendimden vazgeçerek sevmek, ne denli doğru, bilmiyorum. Seni sevenden vazgeçmek doğru olabilir mi? Seni sevmek uğruna bile olsa...

Hiçbir zaman söylediklerimde bu kadar ciddi olmamıştım. Hiçbir zaman bir cümle bunca anlam dolu olmamıştı. Bir cümlenin omzuna bu kadar yük yüklenebilir mi, bilmem. Ama benim sevdamı anlatacak kadar çok kelimem yok. Bir sen varsın benim için, başka da hiçbir şeyim yok. Senin dışında, iyiyim ben. Sen varken senim işte. Sadece sen... Ve sana söyleyebilecek tek bir cümlem var. Ardında onca anlamın gizlendiği bir cümle. Kimilerine basit gelse de, benim anlattıklarımın yükünü taşıyabilecek tek cümle. Nasıl senin sevdan benim yüreğimi dolduruyorsa, hislerimin içini tıka basa doldurduğu cümle. Asla seni sevmekten usanmayacağım, asla söylemekten utanmayacağım. Seni seviyorum... Seni seviyorum.






5 Aralık 2016 Pazartesi

Favori Şiirlerimden ve Şarkılarımdan



GÖĞE BAKMA DURAĞI
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları  da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi 
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat 
Durma göğe bakalım 

 
Turgut UYAR

4 Aralık 2016 Pazar

Favori Şiirlerimden

ANNA
Biz her şeye. esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.
Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli. çok bağırışlı. çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız. çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatla kaldık sırf bu yüzden.
Piyasaların hınçla dahi iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum
İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
İnsaf et Anna!
Gidelim buradan.
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
Ölelim diyecektim az kalsın.  Ölmeyelim.   Hiç ölmeyelim Anna.
Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların… Tamam sustum.
Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları  yumruklayışlar. cepralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen baş ağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
Bekleyişler Anna. Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
Tanrı bizimle de konuşur belki.