Dedecim. Biliyorum öyle çok yakın değildik. Ama uzak da değildik. Küçükken o yolda sırf ben zayıf ve küçüğüm diye düştüğüm o yolda, benimle eğlenmeni hatırlıyorum. Çok iyi yaptığın peynirli günlerini hatırlıyorum. Ben peynirli yemeyen huysuz bir çocuktum ama.
Dedecim. Üşürüz diye yaktığın o aşırı sıcak kaloriferi hatırlıyorum. Ondan önce olan sobayı da. Kestaneleri de. Sizde kaldığımız geceleri hatırlıyorum, biraz biraz. Televizyona sinirlenmeni hatırlıyorum, milliyetçiliğini hatırlıyorum. Siyasetteki duruşunu, anında sinirlenip kızarışını hatırlıyorum.
Şapkanı hatırlıyorum. Araba sürebildiğin zamanlar sürekli takarken görürdüm. Selamlaşırken çarpışan gözlükleri hatırlıyorum. Sürekli elinde kumandanla seni salonda buluşumuzu hatırlıyorum. 20 yıl. En azından 20 yıl seni tanıma şansım oldu.
Dedecim. Dedecim. Özür dilerim. Seni daha çok tanımadığım için. Annem anneannene gidelim dediği kimi zamanlar huysuzluk yaptığım için özür dilerim. Seninle daha yakın olmadığım için özür dilerim. Son kez ziyaret ettiğimde, gördüm. Çok. Ne denir ki. Koskoca bir çınardın. Daha evvel de hasta görmüştüm seni, kaç kez korkuttun bizi bir şey olacak diye. Ama bu sefer farklı olduğunu hepimiz biliyoduk galiba. Yataktayken ilk kez bir şeye dikkat ettim. Gençliğini bilmiyorum, ama açık tenliymişsin. Galiba cildimdeki kızarıklar falan senden yadigar. O zaman fark ettim bunu. Özür dilerim ne kadar yakın olduğumuzu yolun sonunda anladığım için.
Dedecim, keşke.Keşke keşke. Neye keşke diyeceğimi, neye pişmanlık duyacağımı bile bilmiyorum ama keşke işte. Özür dilerim. Neden dilediğimi de bilmiyorum.
Dedecim. Biliyorum, iyi biri olamadım belki. Çok daha iyi olabilirdim. Çok daha iyi bir torun olabilirdim. Ama nolur gönül koyma bana.
Dedecim. Bu üzüntüyle baş edemiyorum. Ağlamamın nedenini bile kavrayamıyorum. Dedecim anlamıyorum, yardım et. Napmalıyım bilmiyorum. İyi değilim dedecim.
Saatlerdir olanı anlamaya çalışıyorum, kavrayamadım bi türlü. O kadar garipti ki her şeyin bir anda bitmesi ama hiçbir şey olmamış gibiydi. Halbuki çok şey olmuştu. Kavramam uzun sürdüğü için özür dilerim.
Özür dilerim. Şimdiye kadar o kadar saçma şeylere üzülmüşüm ki. Üzüntülerim hayal kırıklığı şuan bana. Gerçekten hiçbir şeyin önemi yokmuş. Özür dilerim dedecim, daha evvelkilere üzüntü dediğim için.
Dedecim. Özür dilerim. Keşke. Daha fazla olsaydım. Özür dilerim. Biliyorum, çok hatam olmuştur. Affet.
Teşekkür ederim, annem için, teyzelerim, dayılarım... Senin için, sen bilmiyosun ama o kızdığın anlarda seni örnek aldım. Keşke bunu sana da söyleseydim.
Biliyorum, çok hatalıyım, yanlışım var çok özrüm vardı dilenecek. Ama beni sen ölümle tanıştırmamalıydın dedecim. Ben bunla napcağımı bilmiyorum. Ben tanışmamış olmak istiyorum dedecim.
Beni ölümle tanıştırdığın için sana çok kırgınım dedem. Nolur beni bu kırgınlığım için de affet. Seni çok seviyorum.
20 Mayıs 2017 Cumartesi
Ölüm
Hiçbi şey olmamış gibi ama aslında çok şey oldu. Hiçbi şey değişmedi ama gidenler var. Değişmemesi mi acı gidenin olması mı, bilmiyorum. Belki de en acı olan hangisi olduğunu bilmemek.
Nasıl üzülmem gerektiğini bilmiyorum, bu duygu çok yabancı. Ama ölüm aslında hepimizin en tanıdığı. Üzülmemeliyim belki de, ya da üzülmüyorum bile, bilmiyorum. Ne hissetmeli, ne hissediyorum?
Senin için hayat aynı, onun için de, bir diğeri için de. Ama koca bir çınar gitti bugün, güzel bir deyişle. Doğru kelimeler yok bunun için, her ne kadar hepimiz dikkat etsek de. Ayıp olurmuş, bırakın olsun, insanların içini kavurmayın yeter ki.
Aynı hayat. Hayatına devam et. Hayat devam ediyor. Aynı şekilde. Etmemeli. Bir hayat bitti. Seninki bitmedi. Ama koskoca yıllar, bir anda bitip gitti. Hiçbir şey değişmedi ama değişmeliydi. Ama değişseydi, zamanın başından beri bizle olan ölümle baş edemezdik. İnsan hayatı ne kadar da çabuk sönen bir alev oysa ne kadar da büyük bir yangın. Ne umutlar ne sevinçler ne hüzünler yaşandı ve bitti. Şimdi hiçbir önemi yok. Oysa onun için ne de önemliydi.
Kimin hakkı en çok üzülmek? Akbabalar bakar şimdi, kim daha çok üzülmüş, kim yalandan üzülmüş. Gidene üzülmeye değil, üzüleni görmeye gelmişler. Bırakın. Hayat onlar için devam ediyor.
Yorgun, üzgün, karışık. Kim kime ne demeli, kim kime üzülmeli. Bırak. Düşünme. Üzül artık. Kendi başına üzül. Kimse için değil. Değişmediği için üzül.
Allah rahmet eylesin.
18 Mayıs 2017 Perşembe
Önemli Şeyler
Nefes almanın ne denli zor olduğunu unutmuşum. Ne çok şeye üzülüyoruz, ne çok şey yaralıyor bizi, halbuki ne çok şey önemsiz öyle. Neden bunca çaba, neden bunca karmaşa? Zamana hakim olamadıkça mı çıldırıyoruz? Zamanın üzerimizdeki yaşlandırıcı etkisini mi unuttuk? Zaman her şeyin merkezi olmalı aslında.
Bilemiyorum, her şeyin suçlusu zaman gibi geliyor. İnsanlığın en büyük sorunu. Büyük aşkların katili. Nice kahramanın azılı düşmanı. Bilemiyorum, bilemiyorum. Belki de tek affı olmayan şey zaman gibi geliyor. Bütün kayıplarımızı zamana veriyoruz gibi.
Her şeyden güçlü bir sevgi var, benim bildiğim. Ama zamanın karşısında o da aciz gibi. Ne demeli ki. Bazı şeyler var, ciddi şeyler, her şeyden önemli şeyler. Elimizi kolumuzu bağlıyorlar, kelimelerim yok desem yeridir bu şeyler için. Başka hiçbir şeyin önemi kalmıyor o zaman. Kaybedilen zaman geri alınmıyor ne yazık ve ne gerçek. Ve bunların hepsinde de başrol zaman gibi.
Ben içim yanarken konuşamam, bunca yazının aksine dilim tutulur. Şuanda da konuşamıyorum. Zaman işte. Zamanı harcamak çok büyük bir lüks. Yapmayın. Ölüm var.
Neyse. Saçmaladım.
Bilemiyorum, her şeyin suçlusu zaman gibi geliyor. İnsanlığın en büyük sorunu. Büyük aşkların katili. Nice kahramanın azılı düşmanı. Bilemiyorum, bilemiyorum. Belki de tek affı olmayan şey zaman gibi geliyor. Bütün kayıplarımızı zamana veriyoruz gibi.
Her şeyden güçlü bir sevgi var, benim bildiğim. Ama zamanın karşısında o da aciz gibi. Ne demeli ki. Bazı şeyler var, ciddi şeyler, her şeyden önemli şeyler. Elimizi kolumuzu bağlıyorlar, kelimelerim yok desem yeridir bu şeyler için. Başka hiçbir şeyin önemi kalmıyor o zaman. Kaybedilen zaman geri alınmıyor ne yazık ve ne gerçek. Ve bunların hepsinde de başrol zaman gibi.
Ben içim yanarken konuşamam, bunca yazının aksine dilim tutulur. Şuanda da konuşamıyorum. Zaman işte. Zamanı harcamak çok büyük bir lüks. Yapmayın. Ölüm var.
Neyse. Saçmaladım.
11 Mayıs 2017 Perşembe
Mutsuz
Çok mutsuzdun o gün. Hatırladın mı? İstediğin hayata sahip olamayacağını fark etmiştin hani, canım dediklerinle kavga etmiştin ya da, asla anlaşılmayacağını düşünmüştün o an, hani dipte gibi hissetmiştin. Tam o anda ona koşmadın mı? Mutsuzum, tek mutluluğuma koşayım diye acele etmedin mi yanına giderken? Halbuki ayakların çöküp ağlaman için yalvarıyordu, kalbin koşarken sevdiğine. Yüz kasların onu görünce mutsuzluğu unutup göğe kanatlanmıştı, hatırla. Neye üzülmüştün? Hatırla. Hatırlayamazsın. O geldiğinde ne de mutlu oldun bir anda. Gülüşün karşılıksız kalınca sormuştun, nasılsın diye.
"Moralim bozuk." Sordun. Nedeni niyesi yok, hava kötü, günü kötü geçmiş, sol taraftan kalkmış ya da ne fark eder? Sonuçta mutluluğunun morali bozuk. Canının canı sıkkın. Sen de mutsuzdun, onu gördün unuttun. Ama şuan onun morali bozuk, ne yapsam da mutlu olsa'dan başka hiçbir cümle geçmiyor zihninden. Morali bozuk. Onun morali bozuk. Kalbini ellerinle söker uzatırsın, elinden gelse. Sırf gülümsesin diye. Ama sen zaten sevgini sundun, oysa seni görünce göğe kanatlanmıyor dudakları. Zorlama boşuna.
Acıttı içini değil mi, senin için onu görmek bile hüznünün geçmesiydi. Ama bak, o sadece mutsuz. Sen onsuzken o senleyken bile mutsuz. Bırak acısın için. Nasılsa onu görünce geçer.
"Moralim bozuk." Sordun. Nedeni niyesi yok, hava kötü, günü kötü geçmiş, sol taraftan kalkmış ya da ne fark eder? Sonuçta mutluluğunun morali bozuk. Canının canı sıkkın. Sen de mutsuzdun, onu gördün unuttun. Ama şuan onun morali bozuk, ne yapsam da mutlu olsa'dan başka hiçbir cümle geçmiyor zihninden. Morali bozuk. Onun morali bozuk. Kalbini ellerinle söker uzatırsın, elinden gelse. Sırf gülümsesin diye. Ama sen zaten sevgini sundun, oysa seni görünce göğe kanatlanmıyor dudakları. Zorlama boşuna.
Acıttı içini değil mi, senin için onu görmek bile hüznünün geçmesiydi. Ama bak, o sadece mutsuz. Sen onsuzken o senleyken bile mutsuz. Bırak acısın için. Nasılsa onu görünce geçer.
6 Mayıs 2017 Cumartesi
Eller, Gözler, Artık -Ler Değiller
Ellerimi ne yapmalıyım? Ne işe yararlar? Çaresizlikle önüme düştü ellerim. Avuçlarım bana bakıyor. Ya da gökyüzüne mi demeliyim, bilemiyorum. Kolum, kanadım kırıldı ne güzel bir deyimmiş, kırık kanatlarımı aldım kucağıma, çaresizce bakıyorum onlara. İki elim var ama ikisi de nasıl yalnız kaldı şimdi. Çift her zaman çift değilmiş bak, iki elim de tek kaldı. Ellerim ellerine hasret.
Gözlerim ellerimden ayrılmak istemiyor, gerçi nereye bakacaklar ki? Buluşmak için can atarken karşılaştığında utançtan kaçacakları bir bakış yok artık. Bakamıyorum, senin olmadığın hiçbir yere. Göz yaşımı silecek bir sen yokken, ağlamak gelmiyor içimden. Oysa eskiden yokluğunda ağlardım. Göz yaşlarımla sulardım, köprücük kemiklerimdeki çiçekleri. Şimdi, biliyorum, gelmeyeceksin.
Dudaklarım titriyor, üşümedim. Açılmaz kapalı kapılar artık, Şiirlerden tanıdık demiştin gülüşün, Cemal Süreya dizesinde gördüm demiştin. Şimdi bir tek orda hapsoldu gülüşüm. Bir gün gülüşümü özlersen, eski bir şiire bakarsın. Artık Cemal Süreya okumuyorum.
Kulaklarım sağır, ruhum sağır. Ne kapıyı, ne geleni duymuyorlar. Gelen sen olmadıktan sonra tenezzül dahi etmiyorlar. Dünya'nın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinletirdin eskiden. Sesin de seninle gitti.
Dedim ya, köprücük kemiklerimde çiçekler yetiştiriyorum, sen seversin. Geldiğinde topla diye, göz yaşlarımla suluyorum. Nice örselenmiş karanfil bıraktın oysa giderken. Merak etme, Sezen abla'yı dinliyorum, kırılmadım, küsmedim. Ama şiir de yazmadım. Ben kırıldıkça şiir oldum, sen okumadın.
Gözlerim ellerimden ayrılmak istemiyor, gerçi nereye bakacaklar ki? Buluşmak için can atarken karşılaştığında utançtan kaçacakları bir bakış yok artık. Bakamıyorum, senin olmadığın hiçbir yere. Göz yaşımı silecek bir sen yokken, ağlamak gelmiyor içimden. Oysa eskiden yokluğunda ağlardım. Göz yaşlarımla sulardım, köprücük kemiklerimdeki çiçekleri. Şimdi, biliyorum, gelmeyeceksin.
Dudaklarım titriyor, üşümedim. Açılmaz kapalı kapılar artık, Şiirlerden tanıdık demiştin gülüşün, Cemal Süreya dizesinde gördüm demiştin. Şimdi bir tek orda hapsoldu gülüşüm. Bir gün gülüşümü özlersen, eski bir şiire bakarsın. Artık Cemal Süreya okumuyorum.
Kulaklarım sağır, ruhum sağır. Ne kapıyı, ne geleni duymuyorlar. Gelen sen olmadıktan sonra tenezzül dahi etmiyorlar. Dünya'nın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinletirdin eskiden. Sesin de seninle gitti.
Dedim ya, köprücük kemiklerimde çiçekler yetiştiriyorum, sen seversin. Geldiğinde topla diye, göz yaşlarımla suluyorum. Nice örselenmiş karanfil bıraktın oysa giderken. Merak etme, Sezen abla'yı dinliyorum, kırılmadım, küsmedim. Ama şiir de yazmadım. Ben kırıldıkça şiir oldum, sen okumadın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)