31 Mart 2018 Cumartesi

Haşa

Seni taşlayanları şeytan ilan etmek benim dinimin tek kuralı
Şirk koşmak gibi olmasın;
Bu fani dünyada
İnanılacak en güzel şey sensin
Sevginin en saf hali yaratıcıya ve sana.

İlahim senin sesinden duyduğum tek bir kelime
Gel, kulağıma fısılda 
Bil ki, içime huzur dolduracaksın.
Gel, bağır çağır
Vallahi ne kadar kötü konuşursan konuş, ben o kadar ilahi duyacağım

Çağırdığın bütün günahlar,
Nasıl günahlar? 
Sensiz cennete gitmek haram değil mi bana?
Benim gerçek cehennemim senin yokluğun.
Şimdi dinden çıkmak gibi olmasın ama
Zaten sen şeytan olamayacak kadar güzelsin.

Kollarını etrafıma sardığında tüm dünyama meltem estirirsin
Tenimde dokunduğun her yer kutsanmış kara parçası

Kirpiklerini kırpıp güne gözlerini açışın, güneşi doğurmak
Sen nece yücesin, güneşi bile doğurursun

Allahım, beni doğru yoldan ve -senden- ayırmasın.

İnandığım en güzel şey,
 Sen doğru yolu boşver, beni senden ayırma.

Sen bu dünyadan olamayacak kadar 
Çok sevilensin.
Seni bunca sevdiğim için af diliyorum Allah'tan.

Cihatım, seni fethetmek uğruna yapılan en kanlı eylemdir.
Ama korkma, merhametim senin sakalların kadar.

İbadetim seni sevmek.
Hep
ve çok.
Benim secdem, 
kalbimi ellerine verdiğimde gerçekleşti.

Merak etme,
Dinime bağlı biriyim.
Sana olan inancımı asla terk etmeyeceğim.

Sen ki, benim kalbimdeki tüm putları yıktın.
Bir ve tek olduğunu kanıtlayıp 
Beni sana inandırdın.

Ben, dininin tek mensubu, kulun kölen,
Sana canımı veririm.
Sadece helalin değil,
Günahın olmaya bile niyetliyim.
Hayyam'ın dediği gibi;
"Seninle içilen şarap helaldir;
Sensiz içtiğimiz su bile haram."

23 Mart 2018 Cuma

Mavi Tren

Bir tren varmış, hiç gitmemesi gereken.
Bir tren varmış, bekleyeni olan.
Bir tren varmış, istasyonuna kavuşmak isteyen.

Bir tren varmış, eğer istasyona gelirse, içindekileri öldürecekmiş.
Bir tren varmış, gelecek bir istasyonu kalmamış.

Bir tren varmış, bir zamanlar varmış.

Bir tren varmış, maviymiş.
Öyle bir mavi ki, gökyüzünü kıskandırırmış.

Bir tren varmış, tek başına, depoda, öylece paslanmış.
Bir tren varmış, yalnız kalmış, mavisi griye dönmüş.
Bir tren varmış, ilgisizlikten eskimiş, gelemez olmuş.

Gün gelmiş, ne tren kalmış, ne istasyon.
Bir tren varmış, tek başına yok olmuş.

21 Mart 2018 Çarşamba

Anlatacaklarım Var

Şimdi anlatacaklarım biraz özel.
Çocuklar çıksın
Anlat anlat bitmez hissettiklerim ya neyse.

Bakın, bir çocuk var
Bakın, dünyalardan güzel sever
Şahidim, ve kefilim
Bu zamanda kimseye kefil olunmaz, kıymet bil çocuk.
Bakın bir bu konuda, çok beceriksiz.
Kıymet bilmez.
Ben sensiz bir hiçim demedim hiç
Bakın o dedi.
Ben hiç oldum, defalarca kez yok oldum.
O olmadı.
Ah daha neler neler dedi ya Allah şahit...
Bu girer mi yalandan sevmeye?
Ama gerçekten sevdi, kefilim.
Ya da biraz salağım.
Çok seviyorum bu da aynı şey değil mi zaten
-Bu bir soru değil-
Sadece başkasını daha çok sevdi

Bak burda beni öpmedi
Biz bu evde hiç sevişmedik
Bu ev de yok zaten
Olsaydı belki öperdi
Bak uykumda benleydi ama asla yanımda değildi
Ben onun kalbinde uyudum
Sonra kalbi beni kapı dışarı etti
Çok karışık ama inanın daha nasıl anlatılır bilmiyorum
Biliyor musunuz, o anlatmaz bile

Bu ev yok
Ama o benim için evden fazlası
Duygulardan bir çatı oluşturduk başımıza
Sonra yıktı gitti
Ben duygularla aldatıldım

Bakın bir kız var, dünyalardan çok sever
Biliyorum çünkü o kız benim
Herkes güzel sever eminim
Ama vallahi benim sevişimi haketmedi
Belki de benim sevişimi sevmedi
Başkalarının sevmeyişini nasıl sevdi
Orası benim için de muallak

Aşk gibi bir şey, ama asla aşk değil
Aşktan daha önemli, devlet meselesi
Aynı kandan, aynı candan olmak gibi, ama öyle değil
Anlatılmaz yaşanır ama yaşamayın 
Çok can yakıyor sonra
Ölüm gibi, ama sonrasındaki huzur yok hali.

neyse çocuklar uyusun, bana ölüm vakti.

19 Mart 2018 Pazartesi

Fiziksel

Canım yanıyor. Düştüm. Bu kez mecazen değil, dizlerim kanayarak düştüm. Hani kalp acısını göstermek istemez ya insanlar, buna ilk diz yaralarımızı saklayarak başladık bence.
Büyüdük.
Eskiden avazımız çıktığı kadar bağırırdık canımız yanınca, oysa ağlayınca da geçmiyor acı. Ama yine de belki birileri derman olur diye boğazlarımızı parçalardık, küçükken düştüğümüz o parkta.
Şimdi.
Büyüdük dedim ya. Öyle büyüdük ki, artık düşünce ağlamıyoruz, kendi yaramıza pansuman olmaya çalışıyoruz. Bunu da daha şimdi fark ettim.
Dedim ya düştüm, mecazen değil.
Mecazen de çok düştüm o ayrı, ama ona ağladım. Mecazen düşmüştüm ama canım o zaman da gerçekten yandı. Kalbim parçalandı. Bak o vakit de gidecek kapım kalmamıştı, dizimi kanatınca da yok.
Gece olup o yara sızlayınca da yok. Ne kalp ne diz.
Mızmızlanacak kimse yokmuş hayatımda, güçlü gözükmek zorunda kalmışım en dibimdekine bile. Sonuç? Sonuç kendi yaramı saramayacağımı bildiğimden, içime susmaya başladım.
İyileşmiyorum.
Ve yanımda kimse de yok.
İnanır mısınız buna alıştım, ve bu canımı yakmıyor artık.
Dizlerim daha çok acıyor.
Artık fiziksel acılara ağlamayacak kadar büyüdüm.
Ama canım çok yanıyor.
Anne diye ağlayan o çocuk içimde, yeni tanıştığı anlam veremediği kalp ağrısı ve diz acılarıyla birlikte. Annesine iyi gözükmek için bıraktı ağlamayı. Annesi üzülmesin diye mızmızlanmıyor, ağlamıyor. Çocukken de olgunsun derlerdi, iyi bir şey sanıyordum ben bunu. Ama şimdi anlıyorum yanında ağlayacak kimsen olmaması demekmiş, güçlü durmakmış. Bak bu da marifet sanardım. Keşke hala düştüğümde ağlıyor olsaydım.
Dedim ya, artık fiziksel acılara ağlamayacak kadar büyüdüm. Zaten ağlasam da kimse gelmez artık.

13 Mart 2018 Salı

Pamuk Şekeri


Hiç bu kadar kalakalmamıştım kendimle, meğer ne kalabalıkmışım tek başıma. Dayanamıyorum bu yoğunluğa. Yoğunluğun boşluğunda boğuluyorum, bu da ne demekse.

Hiç bu kadar içim bomboş kalmamıştı, meğer içim senle doluymuş.
İçimmişsin, içimdenmişsin, içime yerleşmişsin.
Taşınmanın sırası mıydı şimdi, oysa şömine başı sıcaklığıydın sen bana.
Asla yakıcı değil sadece ruhumu okşayacak kadar.

Ne diyorum yine darmadağın oldu, oldum, kelimeler kendince konuşur oldu, ben bile anlamaz oldum.

Değişimin kıyısından okyanusa açıldım ve ben yüzme bilmiyorum, bilirsin. Kafam örümcek ağı, bu kez ruhumu yemeye çalışan bir örümcek yok ama, bu iyi. Ya da kötü. Bilemem. Değişmeden değişimin sonucunun iyi ya da kötü olduğunu bilemezsin. Değişim zaten iyi ya da kötü değildir sadece yenidir. Ben de yeniye evriliyorum, örümcek yok, ruhumu yemiyor çünkü ruhum yok.

Kara bir is dolmuştu son seferde içime, o isi sen temizledin hatırla.  Ya da dur böyle düşünme. Tekrar anlatıcam. Bekle.

Bir dönem bulutlardaydım, sen bilmezsin. Ben bulutlarda dolaşırken o dumanı soluyup içimi kara bir ise feda etmeye hazırdım. Nitekim öyle de oldu. Kapkaranlık bir zift dolmaya başladı içime ve bir kara örümcek ruhumu yiyordu. Sonra sen o örümceği çektin çıkardın, içimi aydınlıkla doldurdun, bu kez bulutlara çıkartmadın ama pamuk şekeri gibi oldu içim. Senle doldum. Ama asla bulutlarda kendini kaybedecek kadar değil. Bak okusan anlamazsın bile ama ben anlatıyorum yine. Boşver anlama. Ben anlatayım.

Ne diyordum?

Hah, pamuk şekeri. Aptal gibi bulutlarda değildim ama umuttu o pamuk şekeri ve hayatın en güzel yanıydı. En güzel inançtı. Rüyalar alemi değildi üstelik bu kez gerçek bir şeydi. 

Sonra bu da sona erdi. 

İçimdeki gün sona erdi, gece başladı. Bu kez zift dolmadı içime, islenmedi kalbim ama umut da kalmadı. Neye evrildim bilmiyorum, değişim iyiydi son seferinde ama artık gerçeğe iyice ulaştım. 
Gerçek iyiye işaret olamaz, çünkü artık bulutlarda uçmuyorum, çünkü artık pamuk şekerinin inancı yok içimde. Sen günbatımının renklerine inandırmıştın beni. Şimdi sadece gün başlıyor ve bitiyor. O kadar. Gökyüzündeki mavinin bile ayrı bir güzelliği olduğuna inanırdım ben, hatırla. Hiçbir rengin önemi kalmadı artık. Gök sadece gök. Gün batımı sadece günün sonu. Mavi sadece mavi.

Hüzün bile sadece hüzün oldu artık, eskiden ölüm gibiydi. Şimdi onun da önemi kalmadı. Ne anlattım ki yine inan ben de bilmiyorum. 

Bütün sorumluluk senin değil korkma. Hayat şartları. Hatırlarsan seni de değiştirmişti, benim de pamuk şekerimi çaldı.