19 Ocak 2017 Perşembe

İki Buçuk Saat

Bak kaç gün oldu. Saymıyorum. Seni son kez görmemin üstünden 3-4 gün geçti belki. Ama o sen benim olan sen değildi, saymam onu. Ben seni en çok benimken severim. Ve seni benimken en son haftalar önce gördüm.

Sinirlendim sana. Hesap sormak istedim, neden diye. Ama hükmü yoktu cevabının. Sormadım. Durumu kabullendim. Yoktun artık ve olmayacaktın, bununla yaşamam gerekiyordu. Günlerce depresyonda olmamın bir anlamı yoktu. Bilirsin, sevmem ben gereksiz uzatmaları. Ben de hüznümü uzatmayacaktım. Özlemiyordum seni.

Ama bugün... Bugün 2,5 saat kadar seni özledim. Yanlış anlama, öyle ara ara değil. 2,5 saatin her saniyesi hatta her salisesini yıllarca yaşayarak. Sadece seni özleme eylemine tutunarak. Nefes almayı unutup ağlamaya dalmışım bir ara. Seni özlemeyi, sana olan sevgimden çok olmasın, öyle çok sevmişim ki kendimi unutmuşum. Unutkanımdır bilirsin, seni severken de hep kendimi unuturdum. Tabii ki hala kendimi hatırlamıyorum.

Her anı tekrar tekrar yaşamaya başladım o 2,5 saatte. Yetmez tabii o 2,5 saat ama ben elimden geldiğince uzattım dakikaları. Zaman görecelidir demişti bir bilge abimiz ve ben o 2,5 saatte kaybolduğuma yemin edebilirim. Öyle çok yaşadım ki anıları yeni kelimelerini keşfettim.

Hangi cümlede nerde nefes almıştın, o an sesinin güzelliğinden dikkat etmemişim, bu kez onu öğrendim. Nerde gülmüştü sesin? Unutmamak için kendime tekrar ettim. Bir insanın sesi güler mi? Sesin gülerken lavanta bahçesi sererdi önüme. Düşününce sesinin gülüşünü lavantalar canlandı gözümde. Ama kokusunu alamadım.

Yüzüne dokunmanın heyecanıyla elime batan sakallarını saymayı unutmuşum özür dilerim. Bugün o 2,5 saatte saydım. Sana bu sayıyı söyleyemeyecek olmak bir miktar üzdü.

Durdum ve uyurken duyduğum nefesini saydım. Ben de uyuyordum o an, sayamamıştım, bahane olmamalıydı bu bana ama işte. İnsanlık hali. Bugün bilinçaltımdaki seni çıkarıp uyurkenki nefesini saydım.

2,5 saat kadar seni özledim. Öyle ara ara değil ama, her saniyesini yıllarca yaşayarak özledim. Sonra geçti. Yarın 2 saat özlerim belki.

15 Ocak 2017 Pazar

Üçüncü Taraflara Duyurulur

Aslında başkasını anımsadığından kullandığın cümleler var bir tek bana kalan.

Bunu bile bile kanmışlığım var elimde. Başka hiçbir şey yok.

Bunun acısı geçmiyor, en sevgi dolu anında bile yanımızda üçüncü biri olduğunu düşünmek beni parçalıyor. Bana ayırdığın her şarkının başka bir kalbe olduğunu bile bile eşlik ettim ben, sen farkında mıydın onu bile bilmiyorum. Ben farkındaydım buna rağmen yandım.

Bunca çaban niyeydi anlamıyorum. Beni sevmiyordun, biliyorum. Ben de seni sevmiyordum, korkma. Ama neden kendini sevdirmeyeydi bunca hevesin, içime kazıdın en ağır sevgileri, neden?

Şimdi seni anımsamayı sevmiyorum, bunu affedemiyorum. Anımsayınca en güzel anlarda bile yanımda değildin, bunu fark ediyorum. O zaman da farkındaymışım da görmezden gelmişim. Kendime acıyorum.

Sende bana ait hiçbir şey yok, buna üzülüyorum. Bende her kelime senle anlam kazanırken sen benimle konuşurken bile bir başkasına bakıyordun. Bana özel hiçbir kelimen yok, bu da benim yenilgim. Sen beni anımsamazsın, ben seni anımsamamalıyım. Bu da benim sonum.

Üçüncü taraf bendim, görmezden geldim. Kendime acıyorum.

Sevmemeye Dair

Ben seni sevmedim.

Bana hiç olmayan yeni kelimeler ürettirdin, sözlüğüme kendi adınla tanımlattın en güzel duyguları. Kendimi bilinçli sanardım. Bunca yıl ayırdığım onca tuğlayla örmüştüm etrafımı ve dayanırdım en sevgili halime bile. Canım yanmasın diye canımı yaktım defalarca. Ve o da çok acıttı canımı. Ama asla başkasına yaktırmadım kalbimi.

Sol tarafımdan söktün tuğlaları. Ben geri koydukça yıktın, kumdan kaleymiş meğer, tüm sert duruşum senin karşında bir nefesine yıkılırmış meğer. Neden yıktın?

Bilinçliydim ben, sevmedim seni. Sevseydim canım yanardı ama inan bu öyle zordu ki senin karşında. Seni sevmek kolaydı ben sevmemeyi seçtim.

Yepyeni duygular ürettirdin bana ve ben bu sevgi değilse ne bilmiyorum. Daha önce sevdim biliyorum, bu o değil. Bu yeni bir şey. Dünyanın varoluşundan bu yana ilk defa benim bulduğuma inanabileceğim kadar salağım bu konuda.

Bilinçliydim ben, sevmedim seni. Sevseydim seni çok kötü biri yapardı sevgim. Sevmeyeceğin bir insana kendini sevdirmiş olmak seni çok kötü biri yapardı. Ama yemin ederim, bu çok zordu.

 Kelimeler ürettim kendimce, anlamı ağır olan sevgiden kaçmak için. Ama daha da ağırlaştı yeni kelimelerim, anlamlar yükledikçe. Oysa sen ne de rahattın kelimelerle. Kocaman anlamları yükledin sırtlarına. Seviyorum dedin söylediğin kadar sevmedin.

Yıktığın tuğlalara gel bir bak şimdi. Hiçbir nefes kalmadı ardında. Tuzla buz enkazın ortasında bıraktın. Ben seni sevmedim. Seni önce sevmeyi mi öğrenmeliyim enkazından çıkmak için? Böyle kaldım. Ah, ne çok sevgi kaybettin. Kimse sevmez seni böyle, bunu bil. Kimse sevilmez böyle, nasıl sevildin?

Sen de yoksun şimdi. Beni kim gömecek tuğlaların ardına?

Sesine Mektup

Sesinde içime işleyen bir şeyler var, gözlerim seni özlemezse kulaklarım sesini özler. Özlem dolu sesinle kapımı çalsan sonuna kadar açılır kulaklarım. Sularım ısınıyor sesinin çarptığı her an. İçim sıcak kalsın müsaadenle. Sesini benimle bırak, ben ona iyi bakarım.

Sevginin en güzel rengi sesinle bütünleştiğinde, sularım yalnızca ısınmıyor. buharlaşıyor uğruna.
Öfkenin en sıcak tonu sesine yerleştiğinde bile durup dinleniyorsun tarafımdan, bilesin. Yanında kalamıyorum o anlarda, üzgünüm. Ancak sesin öyle bir boyut ki ben kaybolup atmosferin dışına çıkıyorum, seni duydukça. Hüzün sesini bozduğunda içim kırılıyor. Çöküyor ses tonunun ağırlığı yüreğimin en derin kuyularına. Seni dinlemek yine de rehabilitasyon sebebi. Kelimeler en mutsuz halindeyken bile en mutlu ben oluyorum senin sesinle.

Müsaaden varsa pılımı pırtımı toplayıp sesine yerleşmek isterim. Öyle gelip geçici değil, kalıcı olmak niyetim. Sesinle yaşamanın bedeli bir yürekse çoktan teslim ettim diline. Çok fazla bir eşyam yok, kalbim senin zaten kalan sadece benim.

Şeftali kokan sesinde yaşamak isterim. Bir ses neden şeftali kokar bilemiyorum ama sesin içime doluyor, her bir notası kalbimin ritmine sarmalanıyor, bilmeni isterim.

Mavim Kararırken

Suların en dibinden, göğün en tepesine ulaşıyor hayalin. Denizler kaplıyor içimi. Damarlarımda mavilik var. Zihnimde sanki tüm gökyüzü. Mavimsin sen benim. Gökyüzüne bakma sebebimsin. Denizi izleme sebebimsin. Her bir dalga kıyıya vurdukça sen de zihnime vuruyorsun. Gök, yüzünde senin. Deniz kokunda.

Yürüyüşünü ezberlediğim adam, sırtı dönük, uzaklaşıyor benden. Attığı her adım onun hayatımızın kesiştiği yerden uzaklaşmasını sağlıyor. Geleceğimizi tek taraflı feshediyor, bende bıraktığı acıları umursamadan. Ve benim sesim yok. Kelimelerim ağzıma tıkalı. Öyle kalakalmışım ardından baktığımın. Söylemek istediklerim var. Ardından bağırmak istediklerim. Oysa kayboluşunu izliyorum sadece, buğunun ardından.

Hiçbir şey değişmedi sen beni parçalara ayırıp benden gittiğinden beri. Hiçbir şey. Hala paramparçayım, soracak olursan. Etrafım kendi kırıklarımla çevrili. Adım atacak hiçbir yerim yok. Kendi kırıklarıma batmaktan korkuyorum. Kanamaktan korkuyorum. İçimden kopup giderken sen, yeterince kanatmamışsın gibi. Sanki damarlarımda senden başka bir şey kalmış gibi. Vücudumdaki dolaşımda eksik olmayan tek şey sensin hala. Kalbim hala senin için atıyor, hala senin sevdanı pompalıyor tüm vücuduma.
Zihnimdeki her bir düşünce hala sen. Kırıklarıma bakınca seni görüyorum. Kendime bakınca seni görüyorum. Yerden göğe kadar sen!

Beni saran kollarının yerini yokluğun sardı. Uzayın derinliklerinde kaybolmuş biriyim ben şimdi. Tüm o büyüleyiciliğine rağmen evren beni kabul etmemiş gibi hissettiriyor yokluğun. Evin dışlanmış tek çocuğuyum sanki. Mükemmelliği görüyorum ancak ulaşamıyorum gibi. Seni tanıyıp kaybetmek de aynen böyle işte.

Kelimeler var etrafımda dolaşan. Notalar. Tüm ayrılık şarkıları bir araya gelse anlatamaz senin gidişini. Tüm şiirler dizilse mısra mısra anlatamaz yüreğimdeki acıyı.
Oysa onca his var ki her şiirde senden olan. Oysa onca duygu var ki her şarkıda senden olan.
Canım yanıyor, kalbim sökülüyor. Defalarca kez çıkıyor yerinden, yerine geri dönmüyor. Tüm vücuduma yayılıyor birden acı. Kaşık kaşık sökülüyorum içimden.
Etim çekiliyor, damarlarım kopuyor. İğneler dolaşıyor tüm vücudumda. Ben yanıyorum. İnce ince, nakış işlenir gibi tüm vücuduma, her hücremle yanıyorum. Çizikler atıyorum ruhuma senin olmadığın her gün hatrına.

Kavruluyorum içimden. Siyah zift gibi doluyor mavi ruhuma.Kendi küllerimle sönmeyi bekliyorum. Kendi mezarımı örtecek küllerim, öyle umuyorum.

Bu nehir sen. Bu deniz sen. Sen, okyanus.

Bu bulut sen. Bu güneş sen. Bu ay, yıldızlar sen. Sen, gök.

Bu kaldırım taşı sen. Bu sokak sen. Bu şehir sen. Sen, dünya.

Bu karanlık... Bu yalnızlık...

Bu siyah yokluğun yutuyor tüm maviliğimi.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Kelimenin Alevi



Kelimelerimin kaçmadığı tek konumsun sen. Her biri inci gibi diziliveriyorlar peş peşe. Zihnimi karıştırsa da varlığın, kalemimi çözüyor kağıda. Susamıyorum konu sen olunca, tıpkı konuşamamam gibi yanında. Kelimeler ağzımdan çıkmak yerine kalemden dökülmeyi tercih ediyor sanırım. Halbuki kalemden her düştüklerinde kağıtta parçalara ayrılıyorlar. Ne susuyorlar, ne de gerçekten konuşuyorlar. Her bir inci tanesi çığlık atıyor aslında. Benim yapamadığımı yapıp haykırıyolar tüm gerçekleri, çektikleri tüm acıyı...

Sana teşekkür mü etmeli, lanet mi okumalı, bilemiyorum. Öyle güzeldi ki hissettiklerim... Şimdiyse öyle acı çekiyorum ki. Canım yanıyor. Korkuyorum, kendimi bulamamaktan. Beni sen yapmadan kurtulmalıyım bu yangından. Peki, kurtulmak istiyor muyum?

Bu acı, bu yangın... Öyle büyük alevlerle sarıyor ki etrafımı, artık onların ışığında yazıyorum. Alevlerin ısısı ısıtıyor ruhumu. Gözyaşlarımı daha gözüme varmadan buharlaştırıyorlar. Çoktan aleve dönmüşse ruhum, geri dönüş yok demektir. Bizzat acının kendisi olmuşken, senden başka hangi derman iyi eder beni? Zehir kanıma yayıldı. Ve aşkın panzehiri yanımda değil. Nefesimin ulaşamayacağı kadar uzakta...

Kül


Öyle çok yandı ki içim, kendi külünde söndü kalbim, örttü mezarını. Biliyorum, ölünün ardından konuşulmaz ama, canı çok yanıyordu. Bu yüzdendi yangınları, bu yüzdendi her yaklaşmaya çalışana ateş püskürmesi. Tek istediği sendin onun. Ben bile umurunda değildim. Kan pompalamayı bırakmış, aşk pompalıyordu damarlarıma. Her hücreme doluyor, yayılıyordu. Bense çaresiz bir şekilde, bir kanser gibi, bitmek tükenmez acılarını çekiyordum. Kalbim bile seni bana tercih etmişti, anlayacağın. Senin uğruna beni feda ettim ben.

Sense benim küllerimle oynadın. Şöminenin alevinin tükenmesini izler gibi benim bitişimi izledin. Elinde bir kadeh, kalbinde bir buzdağıyla bakışlarını ayırmadın üzerimden. Ben seni ısıtmak için yanarken sen yanmam için cesaretlendirdin.

Ve yüreğim vazgeçti senden. Sen onun ölümü olduğunda aşkın bu olmayacağını düşündü o da. Senin için kendini feda ederken duraksamayan kalbim başkası için atıyor şimdi. Ama artık yanmamaya meyilli. Çünkü kül olduğunda senin uğruna, kimse umursamadı onu. Ve o da aşkın ateşten fazlası olduğunu öğrendi artık.

Belki sen benim unutulmazım olacaksın. Aşkın tanımını bana yaptırtan adam. Ama yüreğime su döken eller bana o tanımı da değiştirtti. Aşk birinin uğruna yok olmak değilmiş, yanıldım. Birinin yanında olmakmış. Kendini düşünmeyip onu düşünmek değilmiş aşk. Kendini onunla düşünmekmiş. Sana olan sevdam beni hırpalarken ona karşı hissettiğim her duygu beni güçlendirdi. Belki o da platonikliğimin mahkumu olarak kalacak, bilmiyorum. Ama artık yeni bir sevda biliyorum. Ve ben senden özür diliyorum. Seni bunca severken bilseydim bu sevdayı, çok daha farklı bir geleceğe ulaşırdık belki de. Ama sen benim için acı iken o mutluluk... Özür dilerim senden vazgeçtiğim için. Zaten sana ulaşmaya çalışmamıştım bile. Çünkü öyle sanıyordum aşkı. Tek başına yaşanmalı sanıyordum. O öğretti bana onsuz kalmaya razı olmamak olduğunu. Özür dilerim onu senden fazla seveceğim için.