İyi değilim. İyilik nedir, unuttum. Kötü olduğunu bildiğim bazı terimler var, bak birebir yaşıyorum hem de, kötülükleri tecrübeyle sabit. İçine hapsolmuş gibiyim, kavram karmaşasında kayıp biriyim.
Gitme fikri çok acıtıyor ki, hiç geçmez korkusuyla bu kavramlara sarılıyorum, her yanları diken. Yine acıyor canım. Ölüyorum belki de giderek, ölü balık gözlerim ışığa dikili. Öldüren de dostum, kırmızı balık.
Kimsenin geçemediği ikilemde kalan balıklar, keşke geçip gitseydi. Öylece kalakaldığı haliyle bile daha iyiydi. Köprüde karşılaşan keçiler gibi, okyanusta bakakalsaydı keşke balıklar da yola birlikte devam etmeseydi... Şimdi yola yalnız devam etmeyi unuttular, biri gitse diğeri av olur. Gitmedikçe de yolları şaştı ama kaldılar böyle işte. Benim dikenli kavramlarım gibi.
Neden sürekli böyle hissediyorumu geçtik artık, inen inseydi orda. Artık böyle hissetmekten sıkıldımı da geçtik, orda da gidilebilirdi. Bir yere doğru gidiyoruz ama neresi olduğu muallak. Korkunç karanlık ve soğuk hissettiriyor, hiç umut yok. Ama ayrılmak da bir o kadar korkutucu. Her an yakalanabilirsin bir ağa, her an bir olta ucuna takılıp ölebilirsin. Sudan çıkmış balık gibi kalırsın işte, yalnız kalınca, eşin çoktan sudan çıkmış balık olsa da.
Ne desem bilmiyorum, onca zamanın hatrı acısı, bir o kadar daha acıya gebe. Bunu da başımıza biz getirdik, şimdi acısını çekmek boynumuzun borcu.