13 Nisan 2017 Perşembe

Şömine

Sesin kulaklarıma doluyor, tüm içim sesinle yankılanıyor. İçimin duvarlarına çarpıyor sesin, yankılanıyor tüm damarlarımda. İçim bahar bahçesi, her yer papatya. Kır papatyası açtırdın gönlüme. Ve sesin, canım, sesin çiçeklerden güzel kokuyor.

 Birkaç kirpiğin ve incecik derinin altındaki gözlerin ne kadar da derin. Ne denli derinimi görüyor öyle. Yemin ediyorum, sen ruhuma bakıyorsun. Her şeyden fazlasını görüyorsun. Gözlerin, tıpkı şiirdeki gibi, eski zaman gözleri. Gözlerin sonbaharın getirdiği yaprak dökümü gibi. Gözlerin sonbahar şairaneliği. Bana bak. Yalvarırım bana bak. Bakışların, gözgöze, gözbebeklerime çarpa çarpa kalbime ulaşıyor. Kalbim sıcak, heyecanlı.  Ve senin bakışların,bakışların diyorum canımın içi, şömine önü.


 O iki dudağın, canımı yoluna serdiğim, senin o iki dudağın ne güzel kelimelere gebe. Dünyanın en güzel şiiri senin bir nasılsın demen sanki. Ah canım. Ne de güzel konuşuyorsun öyle, ne de şiirsin öyle. Ve gülüyorsun ya. Gülüşün. Allahım,gülüşü... Nefes almamışım şimdiye kadar sanki, sen gülünce ulaşıyor ciğerlerime aldığım hava. Kahkahan mı tebessümün mü, evlatlarını ayırt et demek kadar acımasız benim için. Ama senin gülüşün çölde nehir olması gibi İçimin nehirleri senin gülüşünle coşuyor. Ben umarsızca sana doğru akıyorum. Ve gülüşün nehirlerin en coşkunu.


Sen bir yazının değil, bin yazının konususun. Varolan tüm kelimeler seni övmedikçe işlevsiz. Gel bir bak, gözünü gözlerimle buluştur, içimde şömineler yansın, gel bir konuş ruhum papatyalarla donansın. Ah bir de gül. Bir de gül nefesim ciğerime ulaşsın. Bir de gül... Allahım, mutluluktan öleceğim. Bir de gül ki, ölümüm cennet güzelliğine kavuşsun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder